Orman Yangınlarında Veri Temelli Risk Yönetimi: TSRS Perspektifi ve UrClimate Next’in Çözümleri

Veri Temelli Risk Yönetiminin Önemi
Önceki yazımızda iklim değişikliğinin orman yangınlarını nasıl tetiklediğini ve çarpıcı istatistikleri ele almıştık. Bu defa konuyu veri temelli risk yönetimi ekseninde inceleyeceğiz. Özellikle aşırı hava olaylarının arttığı yeni iklim gerçekliğinde, orman yangınlarının erken uyarı ve önleme mekanizmaları için gelişmiş veri analitiği son derece kritik hale geliyor. Uydu yangın algılama sistemleri, meteorolojik indeksler (ör. Yangın Hava Endeksi) ve gerçek zamanlı hava durumu tahminleri, yüksek riskli koşulları günler hatta haftalar öncesinden saptamayı mümkün kılıyor. Örneğin, NASA ve NOAA gibi kurumlarca sağlanan gerçek zamanlı yangın hava tehlike tahminleri, sıcaklık, nem, rüzgâr ve toprak nemi verilerini anlık olarak takip ederek yangın çıkış olasılığını tahmin edebiliyor. Bu sayede, proaktif önlem almak ve kritik altyapıları korumak çok daha kolay hale geliyor.

Kısa vadeli (birkaç gün ya da hafta) tahminlerin yanı sıra, orta ve uzun vadeli öngörüler de büyük önem taşıyor. Örneğin Bentivegna (2024) adlı araştırmacının makine öğrenimiyle geliştirdiği model, Google Earth Engine tabanlı veri setlerini kullanarak düzenli olarak yangın risk haritaları üretebiliyor. Böylece iklim, arazi ve bitki örtüsü parametrelerinin değişimine bağlı olarak risk seviyeleri otomatik güncelleniyor. Mühendisler ve sürdürülebilirlik profesyonelleri, bu haritaları kullanarak acil durum planlamasını ve kaynak dağıtımını daha isabetli gerçekleştirebiliyor. Dolayısıyla, veri temelli erken uyarı sistemleri, orman yangınlarının tamamen önüne geçemese de zararın kapsamını ve can kayıplarını ciddi ölçüde azaltma potansiyeline sahip.

TSRS Kapsamında Orman Yangını Riskleri
Türkiye’de yeni yürürlüğe giren Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS), şirketlerin iklim risklerini daha şeffaf ve nicel bir şekilde raporlamasını gerektiriyor. TSRS 2: İklimle İlgili Açıklamalar standardı uyarınca, orman yangınları da “fiziksel iklim riskleri” arasında sayılıyor. Özellikle ani gelişen (akut) risk grubunda değerlendirilen bu yangınların, kurumsal varlıklar ve tedarik zincirleri üzerindeki olası etkilerini şirketlerin raporlaması bekleniyor. Bu da firmaları, kısa, orta ve uzun vadeli zaman dilimlerinde orman yangını riskinin finansal etkisini değerlendirmeye itiyor. Ayrıca IPCC ve benzeri küresel kaynaklardan elde edilen iklim senaryoları (ör. RCP 4.5, RCP 8.5) kullanılarak, ilerleyen yıllarda yangın sezonunun ne ölçüde uzayabileceği veya şiddetlenebileceği senaryo analiziyle raporlara yansıtılabiliyor. Bu yaklaşım, sadece yasal uyum amacı gütmüyor; aynı zamanda yatırımcı güvenini artırarak şirketlerin iklim dirençliliğini net şekilde ortaya koyuyor.

UrClimate Next’in Orman Yangınına Yönelik Çözümleri
Tam da bu noktada devreye giren UrClimate Next, kurumsal iklim risk yönetimi için yenilikçi araçlar sunuyor. Platform, yangın risk haritaları ve coğrafi bilgi sistemleri (GIS) entegrasyonu sayesinde kullanıcıların varlık lokasyonlarını harita üzerinde işaretlemesine ve her bir varlığın yangın tehlikesini gerçek zamanlı olarak takip etmesine imkan tanıyor. Yüksek çözünürlüklü uydu verileri, geçmiş yangın kayıtları ve iklim projeksiyonları gibi verileri bütünleştiren bu sistem, kısa, orta ve uzun vadeli risk seviyelerini nesnel bir skorla ifade ediyor. Örneğin, bir enerji santralinin bulunduğu bölgenin önümüzdeki beş yıl içinde giderek daha kurak hale gelebileceği öngörülüyorsa, platform bunu “orta vadeli yüksek risk” şeklinde gösteriyor.

UrClimate Next, TSRS uyumlu raporlama için de kritik bilgiler sağlıyor. Örneğin, “en kötü senaryo” altında şirketin tesisi için ortaya çıkabilecek zarar tutarı ya da operasyonel kesinti tahminlerini sunarak riskin finansal boyutunu gözler önüne seriyor. Böylece şirket yöneticileri, uzman validasyonu eşliğinde proaktif eylem planları geliştirebiliyor: Yangın söndürme altyapısını güçlendirmek, yangına dayanıklı malzemelerle tesis modernizasyonu yapmak veya riskin yüksek olduğu sezonda operasyonel önlemler almak gibi. Sonuç olarak, UrClimate Next, hem operasyonel hem de stratejik risk yönetimi süreçlerinde veri temelli kararlar almayı kolaylaştırıyor.

Sonuç ve Öneriler
Orman yangınları, iklim değişikliğinin en yakıcı tezahürlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Şirketler, mühendisler ve sürdürülebilirlik profesyonelleri açısından bu riskin sadece farkında olmak değil, aynı zamanda ileriye dönük planlama yaparak zararları en aza indirmek de büyük önem taşıyor. TSRS ve TCFD gibi raporlama standartlarının da devreye girmesiyle, ormanın yangın riskini şeffaf biçimde ölçmek ve buna yönelik somut önlemleri ortaya koymak adeta bir zorunluluk haline geldi. UrClimate Next gibi yüksek çözünürlüklü veri ve senaryo analiz araçları, gerçekçi ve eyleme dönük kararlar için gerekli altyapıyı sunuyor. Bu yaklaşım sayesinde kurumlar, hem yasal uyum gerekliliklerini karşılayabilir hem de iklim dirençliliğini artırarak değerli varlıklarını ve operasyonlarını koruyabilirler.

Lokasyon Bazlı İklim Verisi: Binlerce Satır Veriye Son, Anında Rapora Merhaba

Bir önceki bölümde, iklim risk verisi toplamanın ve standarda uyumlu raporlama yapmanın ne kadar meşakkatli olabileceğini tartıştık. Peki, bu kadar karmaşık bir süreci daha verimli hale getirmenin yolu nedir? İşte bu noktada devreye yeni nesil dijital araçlar giriyor.

İklim Risk Analizinde Aşamalar Bir mühendisi veya finans uzmanını düşünün; TSRS, TCFD, Bankalar Birliği gibi çeşitli rehberlerin yanı sıra, uluslararası iklim model verilerine de hâkim olması gerekiyor. Çoğu zaman yapılacak iş adımları şu şekilde özetlenebilir:

  1. Proje Lokasyonunun Belirlenmesi: Farklı coğrafi bölgeler, farklı aşırı hava olaylarına ve iklim dinamiklerine sahip olabilir.
  2. Tarihsel Veri Analizi: Son 20-30 yıllık sıcaklık, yağış ve felaket istatistiklerinin incelenmesi.
  3. Gelecek Senaryoların Seçimi: RCP4.5, RCP8.5 veya SSP bazlı modeller arasından sektöre/şirkete uygun olanının seçilmesi.
  4. Zaman Ufkunun Belirlenmesi: Kısa vadede (örneğin 5 yıl), orta vadede (10-15 yıl) ve uzun vadede (15+ yıl) farklı risk öngörüleri oluşturmak.
  5. Risk Tiplerinin Tanımlanması: Sel, fırtına, kuraklık, sıcak hava dalgası, deniz seviyesi yükselmesi vb.
  6. Veri Kaynaklarının Entegrasyonu: Meteoroloji, IPCC, Copernicus, ulusal ve bölgesel veri tabanları.
  7. Haritalandırma ve Raporlama: Sonuçların proje sahipleri veya yöneticiler açısından anlaşılır biçimde sunulması.

Çoğu organizasyon bunların tamamını manuel yöntemlerle veya Excel benzeri genel amaçlı araçlarla yapmaya çalıştığında, hem zaman kaybediyor hem de çok sayıda veri entegrasyon hatası riski oluşuyor.

UrClimate Next: Neden Fark Yaratıyor?UrClimate Next” adını verdiğimiz SaaS çözümü, bu yedi adımı büyük ölçüde otomatikleştiriyor. Yapmanız gereken tek şey, proje lokasyonunu harita üzerinde işaretlemek. Sistem, o lokasyonun geçmiş ve gelecek dönem (örneğin 2030, 2050, 2100 vb.) sıcaklık-yağış projeksiyonlarını, olası sel ve kuraklık haritalarını, hatta ekstrem olay istatistiklerini tek tıkla önünüze getiriyor. Bu veriler, TSRS ya da TCFD uyumlu bir rapor hazırlamak isteyen profesyoneller için doğrudan “kullanıma hazır” formata dönüştürülüyor.

Kullanıcı Dostu Arayüz Birçok veri kaynağını aynı panelde görüp geçmiş, güncel ve gelecek projeksiyonları kıyaslama imkânı, aynı zamanda hataya açık manuel süreci de ortadan kaldırıyor. Örneğin, Bankalar Birliği’nin beklediği “fiziksel risk ısı haritası”nı tek ekranda inceleyebilir, senaryolar arasında anında geçiş yaparak farklı varsayımların sonucunu hızlıca görebilirsiniz.

Çoklu Sektörel Yaklaşım Her sektör farklı risklerle karşı karşıya olduğundan, UrClimate Next’teki analiz modülleri inşaat, enerji, tarım, lojistik gibi farklı alanlara özel olarak tasarlanmıştır. Böylelikle mühendis kökenli bir sürdürülebilirlik danışmanı, enerji santrali lokasyonu için sıcaklık ve yağış trendlerini önceliklendirirken; finans kökenli bir banka yöneticisi, kredi portföyündeki projeleri coğrafi konumlarına göre toplu analiz edebilir.

Hızlı Uyumluluk ve Raporlama TSRS standartları veya TCFD rehberleri, verilerin nasıl raporlanması gerektiğine dair belirli şablonlar ve metrikler sunar. UrClimate Next, bu formatlara uygun rapor çıktısı almanızı otomatik hale getirir. Böylece raporun hazırlanması, haftalar yerine günler veya saatler alır. Aynı zamanda, standartlar güncellendiğinde sistem de otomatik güncellenerek kullanıcıyı en yeni gerekliliklerle uyumlu tutar.

UrClimate ile Bilgi Desteği Bu teknik altyapının yanında, iklimriskleri.com gibi sektör uzmanlarını ve güncel gelişmeleri takip eden bir platform üzerinden, kullanıcılar sürekli olarak eğitim içeriklerine ve örnek vaka analizlerine de erişebilirler. Uygulamalı rehberlik sayesinde, teknolojik çözümün sağladığı verileri nasıl yorumlayacaklarını daha iyi kavrarlar.

Sonuç: Zorlu Süreci Kolaylaştıran Otomasyon Özetle, TCFD gibi global rehberlerden TSRS gibi ulusal standartlara uzanan geniş yelpazedeki beklentileri karşılamak, geleneksel yöntemlerle son derece karmaşık ve zaman alan bir iştir. Bununla birlikte UrClimate Next gibi SaaS tabanlı çözümler, otomatik veri toplama, senaryo analizi, haritalandırma ve raporlama işlevlerini tek çatı altında sunarak hem hata payını azaltıyor hem de hız kazandırıyor. Günün sonunda, kurumlar iklim risklerini çok daha bütüncül ve güvenilir şekilde yönetirken, “acaba hangi veriyi nereden alacağız?” sorusunu da geride bırakmış oluyorlar. Bu sayede sürdürülebilirlik uzmanları, mühendisler ve finans profesyonelleri ana iş stratejilerine daha fazla odaklanabiliyor.

İklim Değişikliği ile Artan Sel Riskleri: Türleri, Etkileri ve Veri Odaklı Analiz

İklim değişikliğinin en somut etkilerinden biri, fiziksel riskler kategorisinde yer alan sel (taşkın) olaylarının artışıdır. Son yıllarda dünya genelinde sellerin sıklığı ve şiddeti yükselmiş; can kayıpları ve ekonomik zararlar ciddi boyutlara ulaşmıştır​. Mühendislik ve sürdürülebilirlik alanındaki profesyoneller için sel risklerini anlamak ve yönetmek, iklim uyum planlarının kritik bir parçası haline gelmektedir. Bu yazıda sel türleri ve etkileri, iklim değişikliğinin sel üzerindeki etkileri, küresel ve Türkiye özelinde sel risklerindeki artış ve veri odaklı risk analizi yaklaşımıyla UrClimate Next platformunun bu alandaki rolü ele alınacaktır.

Sel Türleri ve Etkileri

Sel vakaları farklı biçimlerde ortaya çıkabilir ve her birinin oluşum dinamikleri ile verdiği zararlar farklıdır. Başlıca sel türleri ve özellikleri şöyle özetlenebilir:

Ani Seller (Flash Floods): Çok kısa süre içinde aşırı yağış düşmesiyle veya baraj/seddep patlaması gibi ani olaylarla oluşan, hızla gelişen sel tipidir. Genellikle 6 saatten kısa bir sürede meydana gelir ve su seviyesinde ani yükselmeler görülür​. Ani seller, özellikle dar vadilerde veya şehir içindeki dere yataklarında raging torrent tarzında akışlara sebep olup önüne çıkan her şeyi sürükleyebilir. Bu nedenle can kaybı riski en yüksek sel türlerinden biridir ve uyarı için çok kısa reaksiyon süresi bırakır.

  • Akarsu Taşkınları (Nehir Taşkınları): Uzun süreli veya şiddetli yağışlar sonucunda nehir ve dere yataklarının taşıyabileceğinden fazla su birikmesiyle, suyun yataktan taşıp çevresine yayılması durumudur​. Genellikle geniş alanları etkiler; tarım arazileri, yerleşimler ve altyapı sular altında kalabilir. Akarsu taşkınları günlerce sürebilir ve ekonomik kayıpların yanı sıra can kaybına da yol açabilir.
  • Kıyı Taşkınları (Kıyı/Sahil Su Baskınları): Fırtınalar sırasında oluşan kuvvetli rüzgârlar ve düşük basınç, deniz seviyesini aniden yükselterek dalgaların kıyıyı aşmasına neden olur​. Bu tür taşkınlar özellikle deniz kenarındaki şehirlerde ve delta bölgelerinde görülür. Kıyı taşkınları sonucunda liman yapıları, sahil yolları ve yerleşimler hasar görebilir; erozyon ve tuzlu su girişimi uzun vadeli çevresel etkilere yol açabilir.
  • Yağış Bazlı Taşkınlar (Plüvyal – Yüzey Selleri): Herhangi bir nehir ya da deniz taşması olmaksızın, doğrudan yoğun yağışın etkisiyle suyun birikmesi sonucu meydana gelen taşkınlardır. Yağmur suyunun toprak veya altyapı tarafından emilemediği ya da şehirlerde drenaj sisteminin kapasitesini aştığı durumlarda ortaya çıkar. Özellikle kentleşmiş alanlarda, beton ve asfalt yüzeylerin fazla olması nedeniyle yağmur suyu akışı kısıtlanır; alt geçitler, bodrum katları ve sokaklar suyla dolarak maddi hasara ve ulaşım aksamasına neden olur.

İklim Değişikliğinin Sel Üzerindeki Etkisi

Atmosferdeki sera gazı birikiminin yol açtığı küresel ısınma, sel olaylarının hem sıklığını hem de şiddetini etkilemektedir. Temel etki mekanizmalarından biri, artan sıcaklıkların atmosferde daha fazla su buharı tutabilmesidir. Fizik kanunlarına göre atmosfer sıcaklığı her 1°C arttığında, havadaki su buharı taşıma kapasitesi yaklaşık %7 artar​. Bu da uygun koşullar oluştuğunda daha yoğun yağışların düşebileceği anlamına gelir. Nitekim IPCC 6. Değerlendirme Raporu’na göre, son yıllarda biriken kanıtlar aşırı yağış olaylarının sıklık ve şiddetinde küresel ölçekte artış olduğunu göstermektedir​. Özellikle kısa süreli, şiddetli sağanak yağışların geçmişe kıyasla daha sık yaşandığı ve bunun da ani sel riskini artırdığı bilimsel olarak ortaya konmuştur.

İklim değişikliğinin bir diğer kritik etkisi de deniz seviyesinin yükselmesidir. Küresel ortalama deniz seviyesi 20. yüzyıl başından bu yana yaklaşık 20 cm yükselmiş ve yükselme hızı son yıllarda iyice artmıştır​. Uydu verilerine göre 2006-2018 döneminde denizler yılda 3,7 mm hızla yükselmiştir ki bu, 20. yüzyıl ortalamasının neredeyse üç katıdır​. Deniz seviyesindeki bu yükseliş, kıyı taşkınlarının taban seviyesini yukarı çekerek daha küçük fırtınalarda bile su baskını yaşanmasına yol açar. Önceden nadir görülen yüksek gelgit (med-cezir) taşkınları bile birçok kıyı kentinde rutin hale gelmeye başlamıştır. Ayrıca fırtına kaynaklı dalga ve su taşkınları, yükselen deniz seviyesi nedeniyle çok daha geniş alanları etkilemekte ve daha uzun süreli su baskınlarına neden olmaktadır.

Özetle, iklim değişikliği sel risk profilini olumsuz yönde değiştirmektedir. IPCC öngörülerine göre, mevcut emisyon senaryoları altında 2100 yılına kadar deniz seviyesinde 30 cm ile 1 m arasında bir yükselme yaşanabilir​. En kötü senaryoda, Grönland ve Antarktika buz tabakalarının kararsız hale gelmesi durumunda 2100’e kadar 2 metreyi bulan bir yükseliş bile mümkün görülmektedir​. Böyle bir durumda bugün 100 yılda bir görülen büyük kıyı taşkınları, gelecekte çok daha sık (belki her birkaç yılda bir) yaşanır hale gelecektir.

Türkiye ve Dünya Genelinde Sel Risklerinin Artışı

Hem dünyada hem de Türkiye’de sel vakalarının istatistikleri, riskin arttığına işaret ediyor. Dünya genelinde sel felaketleri son yıllarda en sık gerçekleşen doğal afet türü haline gelmiştir. Örneğin 2021 yılında dünya çapında 432 büyük doğal afet kaydedilmiş ve bunların 223’ü sel kaynaklıdır​. Bu sayı, önceki 20 yılın ortalamasına (~163) göre %36 daha fazladır​. 1990-2023 döneminde ise dünya çapında 4800’den fazla sel felaketi yaşanmıştır; 2021 yılı bu dönemde kaydedilen en yüksek ikinci sel sayısına sahiptir​. Şekil 1, 1990’dan itibaren sel afetlerindeki artış trendini göstermektedir.

Şekil 1: 1990-2023 arası dünya genelinde yıllık sel felaketi sayısı. Bar grafik, 1990’lardan itibaren sel afetlerinin sayısında düzenli bir artışı ve 2020’li yıllarda önceki dönemlere kıyasla belirgin şekilde yüksek değerleri göstermektedir

Türkiye de küresel eğilime benzer şekilde sel riskinin yükseldiği ülkeler arasındadır. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre 2010-2021 yılları arasında Türkiye’de 2486 adet şiddetli yağış ve sel olayı raporlanmıştır; bu, aynı dönemde en sık görülen meteorolojik afet olan fırtınaya (2645 olay) yakın bir değerdir​. Özellikle son yıllarda ivme artmıştır: 2018 ve 2019 yıllarında ülke genelinde 300’ün üzerinde sel olayı yaşanmış, 2018-2021 dönemindeki her bir yılda sel kaynaklı afet sayısı 200’ün üzerinde gerçekleşmiştir​. Bu sayı, önceki yıllara kıyasla belirgin bir artışı ifade etmektedir. Örneğin, sadece 2020 yılında Türkiye’de meydana gelen meteorolojik karakterli doğal afetler içinde en fazla payı şiddetli yağış/sel olayları almış ve 2020’de 200’ü aşkın sel olayı kaydedilmiştir​.

UrClimate Next ile Veri Odaklı Risk Analizi

Sel risklerinin arttığı bir geleceğe hazırlanırken, doğru ve hızlı risk analizi yapabilmek kritik hale geliyor. Bu noktada, iklim verilerini karar destek araçlarına dönüştüren dijital platformlar büyük avantaj sağlamakta. UrClimate Next, bu amaçla geliştirilmiş bir platform olup, validasyonu tamamlanmış iklim projeksiyon verilerini kullanarak mühendislerin ve sürdürülebilirlik uzmanlarının sel gibi iklim risklerini hızlıca değerlendirmesine imkân tanır. Platform karmaşık iklim model verilerini arka planda işleyerek kullanıcıya anlaşılır risk skorları sunar. Böylece uzmanlar karmaşık veri setleriyle uğraşmadan tek bir tuşla belirli bir lokasyon veya tesis için sel riski analizini gerçekleştirebilirler.

UrClimate Next’in arkasında, geçmiş gözlemlerle tutarlılığı test edilmiş kapsamlı bir iklim veri altyapısı bulunmaktadır. Örneğin, 2014-2024 yılları arasında Türkiye’de meydana gelen 45 sel vakasının lokasyonları incelenmiş ve bu noktaların UrClimate sel risk skorları analiz edilmiştir​. Sonuçlar, platformun yüksek risk puanı verdiği bölgelerin fiilen sel felaketlerine maruz kalan yerlerle büyük ölçüde örtüştüğünü göstermiştir. Bu tür bir validasyon çalışması, platformun geleceğe yönelik projeksiyonlarının da güvenilirliği için önemli bir göstergedir.

Mühendislik ve sürdürülebilirlik ekipleri, UrClimate Next sayesinde TCFD, GDP, GRI ve Türkiye özelinde TSRS (Türkiye Sürdürülebilirlik Raporları Standartları) standartlarına uygun veri temin edebilirler. Proje sahalarının veya kritik altyapıların gelecek on yıllardaki sel riskini hızlıca öngörerek gerekli önlemleri proaktif şekilde tasarlayabilmektedir.

Sonuç olarak, iklim değişikliğinin getirdiği belirsizlikler karşısında veriye dayalı karar verme her zamankinden önemli. Sel risklerinin arttığı bir dünyada, UrClimate Next gibi yenilikçi araçlar sayesinde risk analizi süreçleri hem hızlanmakta hem de bilimsel güvenilirlik kazanmakta. Bu da altyapı projelerinden şehir planlamasına, sigortacılıktan afet yönetimine kadar pek çok alanda daha dirençli ve hazırlıklı olmamızı sağlayacaktır.

Yüksek Çözünürlüklü Projeksiyonlar, Makine Öğrenimi ve CBS Tabanlı Finansal Analizler

Kuraklık riskinin analizi, sadece küresel modellerin kaba verileriyle yetinildiğinde eksik kalabiliyor. Özellikle çevre mühendisleri ve sürdürülebilirlik uzmanları, daha yerel ve daha güvenilir verilere ihtiyaç duyuyor. Bir önceki yazımızda, IPCC verilerinin çözünürlük kısıtlarından söz etmiştik. Şimdi, UrClimate Next platformunun makine öğrenimi (ML) ile nasıl yüksek çözünürlüklü veri elde ettiğini, hangi validasyon süreçlerinden geçtiğini ve finans sektöründe (özellikle sigortacılık ve bankacılıkta) nasıl kullanıldığını ele alacağız.

Makine Öğrenimi ve Validasyon

UrClimate Next, IPCC’nin düşük çözünürlüklü projeksiyonlarını otomatik aşağı ölçekleme teknikleriyle iyileştirirken bir yandan da makine öğrenimi yöntemlerini kullanır. Burada amaç, bir bölgede geçmiş gözlemlerle model verilerini karşılaştırıp, modellenen yağış miktarları ve sıcaklık dağılımları arasındaki farkı istatistiksel yöntemlerle düzeltmektir. Veriye dayalı bu “bias düzeltme” veya “bias correction” adımı, özellikle kuraklık analizlerinde son derece önemlidir.

Ekibin uyguladığı doğrulama aşamasında, mevcut meteorolojik istasyon verileri ve bağımsız modellerle kıyaslamalar yapılır. Örneğin, 1990’dan 2020’ye kadar fiili yağış verileri incelenerek platformun ürettiği tarihi simülasyonların ne kadar doğru olduğu tespit edilir. Eğer sonuçlar tutarlı değilse, sistem otomatik olarak parametreleri yeniden uyarlar. Bu süreç, tıpkı bir navigasyon uygulamasının sürekli kendi konum hassasiyetini artırmasına benzetilebilir. Sonuçta elde edilen veri katmanları, 1 km gibi yüksek çözünürlükle coğrafi bilgi sistemlerine aktarılabilir hale gelir.

Doğru Senaryo Seçimi

IPCC Atlas veya benzeri platformlarda, kullanıcılar onlarca modeli ve senaryoyu tek tek inceleyerek kendi bölgesi için en mantıklı seçeneği belirlemeye çalışırlar. Ancak bu oldukça karmaşık ve zaman alıcı bir süreçtir. UrClimate Next, arka planda bütün senaryoları (örneğin SSP2-4.5 veya SSP5-8.5) değerlendirir ve sektörlere göre en uygun projeksiyon verilerini sunar. Yani tarım odaklı bir kullanıcı, yüksek sıcaklık ve düşük yağış senaryosunu; enerji sektörü odaklı bir kullanıcı ise hidrolojik kuraklık senaryosunu öncelikli olarak görebilir.

Böylece “Model seçimi için hangi parametreleri dikkate almalıyım?” sorusu büyük ölçüde ortadan kalkar. Sadece hangi riskin (tarımsal mı, hidrolojik mi, sosyo-ekonomik mi) sizin için daha kritik olduğunu belirtmeniz yeterli olur. Platform size olası kuraklık eğilimlerini ve belirsizlik aralıklarını anlaşılır bir şekilde sunar.

CBS Tabanlı Analizler: Sigorta ve Bankacılık Örnekleri

1. Sigorta Sektörü (Allianz ve Eureko vb.)
Allianz gibi büyük sigorta şirketlerinin doğal afet kaynaklı hasar tahminlerinde ve poliçe fiyatlamalarında coğrafi risk haritaları uzun süredir kullanılıyor. Ancak kuraklık, yavaş gelişen bir risk olduğu için geçmişte bu değerlendirmeler bazen ikinci planda kalabiliyordu. Günümüzde ise tarım sigortalarından orman sigortalarına kadar pek çok branş kuraklık faktörünü dikkate alıyor.

UrClimate Next, sağladığı yüksek çözünürlüklü kuraklık risk skorlarını CBS tabanlı haritalar halinde sunuyor. Böylece Allianz veya Eureko gibi sigorta şirketleri, belirli bir bölgedeki tarım arazilerinin 2030-2040 senaryosunda ne kadar kuraklık riskine sahip olduğunu tek bakışta görebilir. Bu sadece tazminat planlamasını kolaylaştırmakla kalmaz, aynı zamanda çiftçilere hangi dönemde hangi ürünün daha az riskli olabileceğine dair ön önerilerde bulunma imkânı da sunar. Bu, sigorta-sektörünün zarar etme ihtimalini azaltırken, sürdürülebilir tarım politikalarına da destek olur.

2. Bankalar (Kredi Stres Testleri)
Bankalar ise iklim kaynaklı fiziksel riskleri “kredi riski” olarak değerlendirmeye başladı. Zira bir bölge kuraklık nedeniyle tarımsal gelirini kaybederse, o bölgedeki kredilerin geri ödenme ihtimali de azalabilir. Aynı durum suya bağımlı sanayi kolları için de geçerli.

UrClimate Next, bankalara lokasyon bazlı “kuraklık duyarlılığı” analizi yapma fırsatı veriyor. Örneğin, bir bankanın elinde yüzlerce sahada, fabrikada veya tarım işletmesinde ipotekli kredi bulunabilir. Platformu CBS ile entegre şekilde çalıştırdığınızda, her bir konumun gelecekteki kuraklık risk skorunu anında hesaplayabiliyorsunuz. Bu verileri finansal modellerle birleştirerek, “hangi krediler yüksek risk kategorisine girmeli?” sorusunu yanıtlayabilir ve portföy bazında stres testleri hazırlayabilirsiniz. Böylece, Avrupa Merkez Bankası veya yerel düzenleyici kuruluşların talep ettiği iklim stres testlerini daha net ve hızlı yapma olanağı doğuyor.

Sonuç

Kuraklık, iklim değişikliğinin en sessiz ama etkisi derin olan tehditlerinden biridir. Tarım, enerji, içme suyu yönetimi ve ekonomi için ciddi sonuçlar doğurur. İlk yazımızda kuraklığın türleri ve IPCC verilerinin sınırlılığından bahsetmiştik. Bu ikinci bölümde ise makine öğrenimi tabanlı yaklaşım ve CBS entegrasyonu ile nasıl yüksek çözünürlüklü, güvenilir analizler yapılabileceğini gördük.

UrClimate Next, IPCC’nin küresel projeksiyonlarındaki çözünürlük açığını kapatarak, validasyon süreçleriyle desteklenen ve sektör ihtiyaçlarına göre özelleştirilmiş veriler sunar. Mühendislik risk yöneticileri, sürdürülebilirlik danışmanları, sigorta ve bankacılık temsilcileri için bu tür veri odaklı araçlar, hem büyük resme hâkim olmayı hem de en küçük lokasyona kadar inerek karar vermeyi kolaylaştırır.

Kuraklık riskleri gelecekte daha da önem kazanacak gibi görünüyor. Dolayısıyla makine öğrenimi, doğru senaryo seçimi ve CBS destekli analizlerin harmanlandığı bu yeni nesil veri platformları, uzun vadeli ve sürdürülebilir stratejiler oluşturmanın anahtarı haline geliyor. Kendinizi ve projelerinizi kuraklık riskine karşı hazırlamak istiyorsanız, yüksek çözünürlüklü model verileri ve doğru validasyon mekanizmalarına yatırım yapmanız şart. UrClimate Next bunun için yenilikçi ve kolay bir çözüm sunuyor.